Makale...Ericson’un Sekiz Evresi ve Freud, Adler, Berne ve Jung’un Kişilik Kuramlarıyla İlgili Yaklaşımlar.



YENİ ANKET

Çocuğunuzla kaliteli zaman geçirebiliyor musunuz?
    Evet(59%)
    Hayır(40%)


Bu Ankete 986 Kişi Katıldı

Makale...Ericson’un Sekiz Evresi ve Freud, Adler, Berne ve Jung’un Kişilik Kuramlarıyla İlgili Yaklaşımlar.



Narin Özbingöl * , Abdullah Tolan , Veysel Kahraman , Sabri Demir , Eren Küçükçirkin

 
Özet:
Gelişim dinamik bir olgu olup genetik yapının bir sonucudur. Giderek artan özelleşme ve zamanla değişen düzenli bir süreçtir.Gelişimde denge vardır. Gelişimi farklı evrelere ayırarak incelemek,pratik  nedenlerden dolayı gereklidir. Erikson, insan gelişimini sekiz evreye ayırmış ve her bir evrede bireyin başarması gereken bir  psikososyal görev olduğunu belirtmiştir. Her bir psikososyal görevi yerine  getirmenin olası iki sonucu vardır: Görev başarılı bir şekilde   tamamlanırsa kişiliğe olumlu bir nitelik eklenir ve gelişimde ilerleme sağlanır. Ancak görev başarılı bir şekilde tamamlanmazsa çatışma doyumsuz bir biçimde çözülür ve kişilik bu yolla eklenen olumsuz nitelikten zarar görür. Bireyin görevi, bir evreden diğerine geçtikçe  olumlu bir kimlik kazanmaktadır. Kişilik kavramı; bireyin fiziksel, ruhsal, duygusal ve toplumsal özelliklerinin tümüdür. Kişilik, bireyi başkalarından ayıran doğuşta  getirdiği ve sonradan kazanılan, tutarlı olarak sergilenen özelliklerin bütünü olup, yıllar boyu süren ,  değişen  ve gelişen bir olgudur. Kişilik gelişiminde, doğuştan gelen genetik  özellikler çevresel faktörlerin  etkileşimi uzun bir büyüme- gelişme sürecinde kendine özgü bir kişilik çıkarmaktadır. Bu husus Ericson tarafından da vurgulanmıştır.Ericson’a göre  kişilik bir bilinç (belirli bir koşulda farklılığı ifade eder) ve belirli bir süreç olarak (değişik koşullarda farklılığı ifade eder) tanımlanabilir. Ericson  kişililik oluşumunda bilinçin ve süreçin etkisinden bahseder. Bilinç olarak, bireyin kendi spesifikliği hakkında ki duyguna gönderir; süreç olarak, ise bireyin yaşantılarının sürekliliğini sağlama yönündeki  bilinç dışı  çabasını ve bir grubun idealleriyle dayanışmasını içerir.    


Giriş;

Son yıllarda gelişim psikologları insanın gelişim evrelerini ve öğrenmesi ile ilgili bazı temel teoriler ortaya koymuşlardır. Bu teorileri ortaya koyan düşünürlerden birisi olan Ericson’un insanın gelişim evreleri ile ilgili görüşleri ve kişilik ile ilgili görüşler, Çağdaş Batı eğitimini etkilemiştir.Onun çalışmaları, hayat tecrübesi açısından insanların nasıl öğrendiklerini ve iletişimde bulunduklarını ortaya koymaya çalışmaktır. Ericson görüşleri çocuğun yaratılıştan getirdiği bazı güçleri ile yetişkin olğunluğu arasında doğrudan bir bağlantı olduğu temeli üzerine inşa etmemekle birlikte, çocukluk ve ergenlik dönemindeki gelişim evrelerinin yetişkin davranışında bazı etkinliklerinin ve imkanlarının olabileceğini ortaya koymaktır. Ericson bireyin bilşsel, ahlaki ve dini  gelişiminin olgunlaşmasında bu gelişim alanlarının diğer safhasındaki insanlarla yüz yüze gelmesi, onlarla iletişime geçmesi ve bazı çatışmalarla karşılaşmasında önemli etkilerinin olduğunu ileri sürer.

Eric Ericson (1902-1994 Psikanalist)

Toplumsal psikoloji, bireysel kimlik ve psikoloji ile tarih, siyaset bilim ve kültür arasındaki karşılıklı etkileşimi konu alan çalışmalarıyla uzmanların ruhsal ve toplumsal sorunlara yaklaşımını etkilemiş, geniş halk kitlelerinin konuya ilgi duymalarını sağlamıştır. Erikson’un geliştirdiği kaynaklar özellikle benlik psikolojisinde önemli bir yer tutar. Almanya’ya yerleşmiş, Danimarkalı bir anne babanın oğlu olan Erikson Karlsruhe’de büyüdü. Doğumdan önce  babasından ayrılarak bir Alman ile evlenen annesinin kendisinden gerçek babasının kimliğini gizlemesi, Erikson’da gençlik döneminde önemli kimlik sorunları ortaya çıkardı. Sanat eğitimi gören ve Avrupa’yı dolaşan Erikson 1927’de psikanalist Anna Freud’un isteği üzerine Viyana’daki küçük bir özel okulda sanat, tarih ve coğrafya dersleri vermeye başladı. Böylece Freud ailesi ile tanışan ve ve psikanalize ilgi duyarak Anna Freud’un öğrencisi olan Erikson çalışmalarını çocuklar üzerinde yoğunlaştırdı. 1930’da ilk yazısını yayımladı ve psikanaliz öğrenimini tamamladıktan sonra 1933’te Viyana Psikanaliz Enstitüsü’ne seçildi. Aynı yıl ABD’ye göç ederek, bir yandan Boston’da çocuk psikanalisti olarak çalışmaya, bir yandan da Harvard Tıp Okulu’nda öğretim görevine başladı. Bu dönemde özellikle benliğin gelişmesini inceledi ve kültür farklılıklarının insan gelişimindeki rolünü vurgulayan yaklaşımında daha çok Margaret Mead ve Ruth Benedicht’in görüşlerinden etkilendi. Erikson, 1936’da Harvard Üniversitesi’nden ayrılarak Yale Üniversitesi’ne bağlı İnsan İlişkileri Enstitüsü’ne girdi. 1938’de kültürün ruhsal gelişme üzerindeki etkisini incelemek üzere Güney Dakota’ya giderek Pine Ridge Yerleştirme Kampı’nda yaşayan Dakotaların (Siu) çocuklarını inceledi. ABD uyruğuna geçtiği ertesi yıl, antropolog Alfred Kroeber ile birlikte gene aynı amaçla bu kez Kuzey California’da balıkçılıkla geçinen Yurok Yerlilerini inceledi. Bu çalışmaları sonucunda, bütün toplumların kişilik gelişmesini yönlendirmek için kurumlar oluşturduğunu, ama değişik toplumlarda benzer sorunlara bulunan tipik çözümlerin farklılık gösterdiğini öne süren kuramını geliştirdi. (Ericson’un hayatı)

1942’de Berkeley’deki California Üniversitesi’nde psikoloji dersleri vermeye başlayan Erikson, 1940’larda ruhsal-toplumsal gelişme konusunda yazdığı bütün yazıları 1950’de Childhood and Society (Çocukluk ve Toplum) adıyla yayımladı. Erikson, Freud’un psikanaliz kuramını çekirdek aile ve çocukluk yaşamıyla sınırlı olmaktan çıkarmış, çocuğun arkadaşları, öğretmenleri, beklentileri, etkileşime girdiği toplumsal ortam ve törelerle ilgilenmiştir. Psikanalizin odak noktasını hastalıktan sağlığa yöneltmiş, ve dürtü kuramının ötesinde sağlıklı bir bireyin benlik gelişimi üzerinde durmuştur. Erikson’a göre benlik önceden geliştirilmiş aşamalarla, belirli bir temel tasarıma göre gelişir; bu, sıralı oluş ilkesidir. Buna göre gelişme sekiz evrede gerçekleşir. Erikson’un bu kuramını bir sonraki bölümde detaylı olarak ele alacağımız için burada değinmiyoruz. 1950’de McCarthy dönemine özgü bağlılık yeminini imzalamayı reddederek California Üniversitesi’ndeki görevinden ayrılan Erikson, aynı yıl Massachusetts’in Stockbridge kentindeki Austen Riggs Merkezi’nde kimlik sorunu üzerinde çalışmaya başladı. Daha sonra yeniden Harvard Üniversitesi’ne döndü ve 1967-70 arasında profesör, 1970’ten sonra emekli profesör olarak bu kurumda ders vermeyi sürdürdü. Harvard’da özellikle kimlik konusundaki kuramını geliştirme ve tanıtma olanağı bulan Erikson’a göre kimlik, kişinin sürekli ve değişmez nitelikteki kendi yaşantısıdır, hem kişinin iç dünyasındaki bütünlüğü, hem de dış dünyayla ilişkisini, toplumsal ve kültürel örgütlenişe katılımını belirler. Kimliğin kazanılması temelde gençlik dönemine özgü bir benlik görevidir. Erikson, “kimlik bunalımı” olarak adlandırdığı bu dönemin, insanın gelişmesindeki en çetin evre olduğunu söyler. 1972’de San Francisco’daki Mount Zion Hastanesi’nde çalışmaya başlayan Erikson’un Young Man Luther  (1958; Genç Luther) ve Gandhi’s Truth on the Origins of Militant Nonviolence (1969; Militanca Şiddet Karşıtlığının Kökenlerine İlişkin Gandhi Gerçeği) adlı yapıtları,psikanaliz kuramı ile tarih, siyaset bilimi, felsefe ve ilahiyat arasında ilişki Kuran yazılarını Life History and the Historical Moment (Yaşamın Tarihi ve Tarihsel An) adlı kitabında topladı. (Ericson’un hayatı)

Amaç:

Bu araştırmanın amacı, kişilik gelişimine ve yetişkinlikte görülen bozukluklara geleneksel yaklaşım yolları için Erikson’un  sekiz evresinin önemini vurgulamak, kişilik gelişiminin çocukluk ötesindeki evrelerle orta yaşı ve olgunluğu da içeren yaşam evrelerinden her birine özgü duygusal bunalımların varlığını belirtmektir.

Yöntem:

Literatür tarama yöntemi kullanılarak buradaki çalışma yapılmıştır.

Araştırmanın Önemi:

İnsan yaşam döngüsündeki, her biri kendi sorun ve çelişkileriyle sekiz evrede incelenmiş. Psikososyal gelişim dönemleri  farklı kuşakların birbirleriyle daha anlamlı iletişim kurmaları ve birlikte yaşamaları ihtiyacının önemine vurgu yapması açısından önem arz etmektedir. Bireyin gelişimi sadece yaşamın ilk yıllarında değil, tüm yaşam boyunca devam eder.  Ergenlere ve yetişkinlere özgü problemler üzerinde önemle durulmalıdır. Kişilik gelişiminin başlangıcı ve bitimi olarak tüm dönemler önemlidir .Yetişkin davranışını çocukluk olaylarının  bir uzantısı olarak görülmemesi gerekmektedir. Uygun çevresel şartlar ortaya çıktığında daha önceki yaşantılara bağlı olmaksızın, sağlıklı dönemler geçirebilir.İnsan gelişimini kültürel, sosyal ve çevresel etmenler de etkilemektedir. İnsan gelişiminin  toplum ve kültürle ilişkisi yadsınamaz.  İnsanın psikososyal evreler içerisinde gelişimini devam ettirdiği bu evreler bireyin bilişsel, ahlaki ve dini gelişimde ve olgunlaşmasında etkilidir. Her kuşakta bulunan bireyleri diğer kuşaktaki bireylere bağlayan ilişkilere ihtiyaç duyulur. Her kuşaktaki bireyler arası ilişkilerin ahlaki değerler ve ilgilerle yönlendirilmesi gerekmektedir. Gelişim evreleri anlayışında yaş evrelerinde, bireyler olgunluğa ulaşma hususunda birbirlerinin olumlu etkilerine ihtiyaç duymaktadır.

Ericson’un Sekiz Gelişim Evresi

Atıcı, Bilgin ve İnancın (2004) “Gelişim Psikolojojisi ve Çocuk Ergen Gelişimi” isimli yapıtlarından bu evreler aşağıdaki şekilde alınmıştır:

Güvene Karşı Güvensizlik: Anne baba ya da bakıcılar, beslenme, korunma, rahatlık ve sevgi görme ihtiyacını zamanında karşıladıklarında bebek, çevresine karşı güven duygusu geliştirir. Anne baba ya da bakıcılar, bebeğin bu gereksinimlerini zamanında karşılayamazsa bebekte, çevresine karşı güvensizlik gelişecektir.

Özerkliğe Karşı Utanç ve Kuşku (1-2 yaş): Çocuklar bu dönemde, tuvalet ihtiyacını kontrol etme becerisi kazanır, kendi kendilerine yemek yemeyi öğrenir, izin verildiğinde tek başlarına oynayabilir ve güvenli sınırlar içerisinde dünyayı keşfederken bağımsızlık duygusu geliştirirler.Buna karşıt bir tutumla aşırı kısıtlanırsa utanç duygusu geliştirir, kendi yeteneklerinden kuşku duyarlar.

Girişimciliğe Karşı Suçluluk: Bu dönemde motor becerileriyle zihinsel yeteneklerigelişimlerini sürdürürken çocuklar, çevreyi araştırmaya, pek çok şeyi denemeye devam eder, plan yapıp bu planları uygulamada daha çok sorumluluk üstlenebilir. Söz konusu gelişim döneminin özelliği olan bu girişimciliği kabul edemeyen anne babalar, çocukta suçluluk duygusuna neden olurlar.

Çalışkanlığa Karşı Aşağılık Duygusu: Bu yaşlar arasında çocuklar ev ve okulla ilgili beklenti ve sorumlulukları yerine getirmeyi öğrenirlerken, ya başka insanlarla olumlu etkileşimde bulunma, başarılı olma gibi yaşantılar sonucunda değerlilik duygusu geliştirirler ya da bu dönemdeki olumsuz yaşantılara bağlı olarak başka insanlarla ilişkilerinde aşağılık duygusu yaşamaya başlarlar.

Kimliğe Karşı Kimlik Karmaşası: Ergenler, yaşantılarına bağlı bir biçimde ya güçlü bir kendilik duygusu geliştirirler ya da kimlikleri ve yaşamdaki rolleriyle ilgili bir karışıklık yaşarlar.

Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık (20 ve 30’lu  yaşlar): Genç yetişkinlerin başkalarıyla etkileşimi  başlıca iki biçimde sonuçlanır. Genç yetişkinler ya başkalarıyla yakın ve anlamlı ilişkiler geliştirirler  ya da bu türden anlamlı ilişkilere girmeden kendilerini çevrelerinden yalıtırlar.

Üretkenliğe Karşı Durgunluk (40 ve 50li yıllar): Orta yetişkinlik yıllarındaki bireyler, yetişkin rol ve sorumluluklarını üstlenerek gelecek kuşakları yetiştirme ve onlara kılavuzluk etme görevini yerine getirirler. Orta yetişkinlik dönemindeki birey, bu görevleri gerek toplum yaşamı içinde gerekse iş yaşamında gerçekleştirebilir. Orta yetişkinlik döneminin bu gelişim özelliklerini taşımayan bireyler, kişilik olarak zayıf, kendine dönük ve durgun olurlar.

Bütünlüğe Karşı Umutsuzluk (60 yaş ve üstü): Bu dönemde yaşamlarını değerlendiren yetişkinler ya kendilerini oldukları gibi kabul ederler ya da yaşamlarına bir anlam yükleyemedikleri için umutsuzluk duygusu yaşarlar.

Sigmund Freud’un Kişilik Teorisi

Freud, kişiliği duygusal açıdan inceleyip, kişilik olgusunun bireysel duygunun yapısını oluşturduğunu ileri sürmüştür. Freud’a göre kişilik, id ego,ve süper-ego olarak  üç ana bilimden oluşmuştur. Bu üç temel öğe çogunlukla insan davranışlarını yönetmektedir (Bilgin 2001,56)

Freud’a göre, insan eğilimleri ve sevgi güdülerinin topladığı yer ‘’id’’ (altbenlik) adı verilen dilimdir. Kişi kendi haline bırakılsa veya hür olsa kendisinin tüm güdülerini tatmin edecek davranışlarda bulunacaktı. Burada  bireyin  hiçbir baskı ve etki altına alınmamış istek ve arzuları kısaca biyolojik eğilimlerinin oluşturduğu doğası vardır. İd’in zaman içerisinde değişmesi  söz konusudur. Belirli refleksler şuursuz tepkiler, zaman içinde  değişikler  görülebilir. Görünümü ne olursa olsun bu tepkiler ve tepkinin görünümü şuursuz olacaktır. Freud’a göre ‘’id’’, kültürel sınırlamalardan etkilenmez ve bireyin yüzyıllar boyu gelişen doğal  dürtü  ve hislerini temsil eder) İd’in karşıtı ‘’ süper-ego(üst benlik)’’ dur. Süper-ego insanın en asil   düşüncelerini, büyüklerinden, öğretmenlerinden kısaca yaşadığı ve ilişkide bulunduğu  kültürel ortamdan kazandığı iyi özellikleri içerir. Diğer bir ifade ile toplumun ahlaki standartlarının bir temsilcisidir bu duruma bağlı olarak süper-ego birden bire değil zamanla oluşur. Süper-ego  oluştuktan sonra insanın davranışlarını,düşüncelerini,eğilim ve duygularını kontrolü altına alır. . Süper-ego ile sürekli mücadele içinde olan  ‘’id’’ , bireyin ne yapmak istediğini gösterir. Süper-ego ise, toplumda  bireyin ne yapması gerektiğinin belirleyicisi durumundadır. Birey günlük yaşantısında sürekli olarak zihinsel çekişme altında kalamayacağına göre bir dengeleyici olguya gereksinim olacaktır.(Bilgin 2001, 57)

Freud’a göre bu dengeleyici ‘’ego’’ dur. Ego, id’in engelleyicisi ve kısıtlayıcısıdır. Örneğin bazı türlerindoyurulmasını, toplum tarafından  kabul edilebilen bir yol bulununcaya kadar erteler. Başka bir ifade ile ego, ‘’id’’ in isteklerini süper-ego’ya  uygun hale getirmeye çalışır. Ego, bu konuda başarılı olamasa bireyde zihinsel gerginlik, tereddüd ve çekişme doğar. Freud’a göre bireyin zihinsel  sağlığı ve davranışının düzenliliği ‘’ego’’nun iyi işlemesine bağlıdır(.Zel 2001,33)   

Erick Berne’nin Kişilik Teorisi

Erick Berne’de kişiliği duygusal yönüyle açıklayıp kişiliğin üç yönünün olduğunu ileri sürmüştür. Bu dilimler kişiliğin, çocuk, ebeveyn ve olgun  yönüdür.(Berne 1992,26)

Berne’ye göre ‘’ çocukluk’’ diliminde bireyin bir takım kişisel istek ve arzularının bulunduğunu ve bunlara erişmek  ve kendini tatmin etmek için dilediğince davrandığı kısmıdır. Burada  birey toplumu dikkate almadan davranışlarının getireceği sonuçları hiç düsünmeden dilediği gibi hareket etmektedir. Bireyin zihinsel yapısında öyle yönler ve dürtüler vardır ki, bu yönlerin etkisiyle  kişi bencillik, sorumsuzluk duygusuna sahip olur. Çoçuklar nasıl bu tür davranışlarla çevrelerini rahatsız eder ve zarar verirlerse insanın her davranışıda çevresince hoş karşılanmaz. Kişiliğin gelişimi itibarıyla çoçukluk yönü, her bireyde küçük yaşlarda baskın iken ileriki yaş dönemlerinde oran olarak gittikçe zayıflamaktadır.( Zel 2001,34)

Kişiliğin ‘’anne-babalık’’ yönü, her bireyin birer ana ve babası (veya onların yerine koydugu kişiler) olduğunu ifade eder. Birey,ana ve babasının benlik durumlarını,kendi algıladığı biçimde zihninde yeniden inşa ederek bir anlamda kendi benliğinde bir anne-babalık biçimlendirir. Anne babanın  özellikleri,birey için sıkıcı olabileceği gibi bazı olumlu fonksiyonlarada sahip olabilir. Anne-babalık yönü,bireyin yaşamında istikrar faktörüdür. Geleneklere olan bağlılık da bu yönün kapsamındadır. Normal şartlarda anne-babalık yönü,çoçuk kişiliğinde oran olarak düşük iken yaşlandıkça bunun payı yükselecektir. Kişiliğin ‘’olgunluk’’yönü herkeste bulunur ve yaşamak için gereklidir. Bireydeki olgunluk, gerçeğin objektif bir biçimde değerlendirilmesi ve insanın daha etkin olmasını sağlar. Bireyin doğal olarak yapmak istediği(çocukluk) fakat yapamadığı şeyler ,yetişkin dilim sayesinde bilinçaltına itilip baskı altında muhafaza edilmektedir. Berne’nin bu görüşü örgütlere uyarlanacak olursa herkes zaman zaman, bilinçli veya bilinç dışı olarak tasvip görmeyen ‘’hata’’olarak nitelenen bir takım davranışlarda bulunabilirler. Bireysel hatalar örgütlerde normaldir. Hatasız insan olmaz,bunlara yönetici olan kimseler belirli ölçüde hoşgörü göstermelidir. Bu hoşgörü ve makul karşılama,Berne’nin ‘’anne-babalık dilimi’’ile tanımlanmaktadır. (Zel 2001,34)

Gustav Jung’un Kişilik Teorisi        

Jung’ a göre, bireyin davranışları geçmişinden etkilenir, ancak geleceğe dönük olarak yapılır. Böylece birey gelecekte istediği biçimde hareket etmektedir. Bu durumda, birey kendi geleceğini tayin edecek kişiliğe sahip olur. Jung, bireyin devamlı kendini yenilediğini ve  yaratıcı bir gelişim düşüncesi içinde olduğuna inanmaktadır. Ayrıca Jung,   kişiliğin kalıtımsal yönlerine önem vermesi nedeniyle birey psiko-analitik teorilerden ayrılmaktadır. Jung’a göre, bireyin davranışları, bireyselliğin ve kalıtımsallığın yani sıra, amaçları ve idealleri tarafından şekillenir. Jung’ a göre kişilik bireyle etkileşim durumunda bulunan bazı sistemlerden oluşmaktadır. Bunların en önemlileri şunlardır.(Tombs 1997, 376)

Ego: Jung’a göre ego, kişiliğin birinci bölümüdür. Çocuk giderek ana babasını ve çevresindeki nesneleri seçmeye başlar. Zamanla bilinç alanının gelişmesi, Jung’un düşünme, hissetme, duygu ve sezgi olarak adlandırdığı zihin fonksiyonlarının devamlı olarak uygulanmasıyla sağlanır. Bütün insanlarda bu dört işlev mevcut olmasına rağmen bir tanesi daha çok gelişmiştir ve insanın bilinçli dünyasında etkili bir rol oynar. Bu işleve ‘’ egemen işlev’’ denir. Geri kalan üç işlev ise, bu egemen işleve yardımcı olmaya çalışır. Dört işlevden en az belirgin olan ise ‘’ zayıf işlev’’ olarak algılanır. Bu işlev daha çok rüya ve düşlerde ifadesini bulur. Bu dört zihinsel fonksiyonun yönelimi iki tür yönelimin doğasına sebebiyet verir. Bunlardan birisi, zihinsel fonksiyonların içsel ve subjektif dünyaya yönelmesiyle meydana gelen ‘’ içe dönüklük’’, diğeri de, bu dört fonksiyonun dış ve objektif dünyaya yönelmesiyle ortaya çıkan ‘’ dışa dönüklük’’ tür. Bu kapsamda, bireyin bilincinin diğer insanlarınkinden farklılaşması süreçine, bilinç alanının gelişmesi veya bireyselleşmesi adı verilir. Jung bilincin bireyselleşmesi sürecine ‘’ ego’’ adını verir. Kişisel bilinç dışı: Jung’a göre kişisel bilinçdışı egonun geri çevirdiği yaşantıların duygu ve düşüncelerin depolandığı bir yerdir.Kolektif bilinç dışı: Jung’un kişilik teorisine göre, kişiliğin üçüncü bölümünü oluşturan kolektif bilinçdışı, bireyin mensubu olduğu toplumun yada ırkın kalıtımsal özellikleri ile ilgili bir kavramdır. (Zel 2001, 35)

Alfred Adler’in Kişilik Teorisi

Adler, diğer teorisyenlerden farklı olarak kişilik kapsamında ‘’ üstünlük arzusu’’ nu ön plana çıkarmıştır. (Tombs 1997,378; Wortman 1988,352). Adler’e göre üstünlük arzusu, kişiliğin temel amacı ve bireyin davranışını güçlendiren önemli bir faktördür. Çevreden gelen baskılar bireyin üstünlüğü ve mükemmeliğe ulaşma arzusu ile uyuşmadığı zaman kişilik çalışması oluşur. Bu çalışma ise aşağılık duygusu ile sonuçların bireyin hayat tarzı genellikle bu duygunun telafi yönünde gelişir. Evrensel olarak, her bireyde ‘’ üstün olma’’ içgüdüsü bulunmaktadır ve Adler’e göre bu içgüdünün herkes tarafından her zaman ve  her ortamda tatmin edilmesi imkansızdır. Adler, bireyde ki bu iç güdüyü engelleyen en önemli  sebepler arasında organ eksikliği, kısa boyluluk, zayıflık, çirkinlik gibi bireylerdeki bir takım bedensel ayrıcalık ve özürleri saymaktadır. Bunlara ek olarak ikinci grup faktörler ise, fakirlik, azınlık kümesinde olma yetersiz eğitim ve görgü gibi sosyal faktörlerden meydana gelmektedir. Adler, sosyal çevrenin birey üzerindeki etkilerini tartışırken, özellikle aile üzerinde durmuştur. (Zel 2001, 36)

Kişilik Gelişimi ve Psikososyal Dönemler ilgili Hakkında Yazılan Üç Makale

Özdemir Kodak ve Özdemir’in ‘’Kişilik Gelişimi’’ (2012) adlı makalelerin  amacı   kişiliği başkalarından ayıran doğuştan gelen ve sonradan kazanılan özellikle oluşan bir bütün olduğu göstermektir. Doğuştan gelen genetik özellikler ve çevresel faktörlerin etkileşimi uzun bir büyüme gelişme sürecinde kendine özgü bir kişilik ortaya koymaktır. Bu çalışmaya göre; kişilik bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu diğer bireylerden ayırt edici tutarlı ve yapılaşmış bir ilişki biçimidir.(Cüceloğlu 2009).

Kişilik gelişiminde anne ve baba etkisi en önemli çocukların nasıl bir kişiliğe sahip olacağını belirlemede anne-babanın önemli bir yeri vardır. Çocuk hem genel bir takım tutumları hem de özel bazı davranışları anne babayı gözlemleyerek öğrenir. Annesini model alan kız çocuğu bir kadın olmak ister. Ericson kişiliğin oluşumunda biyolojik etmenlerin yanı sıra toplumsal etmenlerin belirleyici rolünü vurgular.(Osman Özdemir, Muhammed Tayyip Kodak, Pınar Özdemir,2012)

Elkind’in‘’Eric Ericson’un İnsanda Sekiz Gelişim Evresi’(2009)’adlı makalesinin amacı, Ericson, bir bireyin karakterinin çocuklukta biçimlendiğini söylemek, ve belli başlı sekiz evrede bunu açıklamaktır. Bu evreler arasında kötü bir sorunla karşılaştığında tüm yaşamın etkileneceğini göstermektir. Yetişkin davranışlarının çocukluk olaylarının devamı olduğunu belirtmektir. Bu çalışmaya göre; Ericson Freud’cu kuramın temel öğelerinin çoğunu kabul etmiş ve kendi düşüncelerini bu görüşlere göre biçimlendirmiştir. Freud bireyin kendine ve dünyasına ilişkin tutum ve kavramlarının da biriktiği kişiliğin yürütücü gücü olan ego ile ilgilenmiştir. Eric Ericson psikoanalitik kurama Freud anıtsal katkısını yadsımadan ya da görmezlikten gelmeden yenilik başarılabilir. Bu özelliklerde geliştirdiği sekiz evrede bu olayı açıklamıştır. Ericson psikiyatri psikoloji eğitim ve sosyal hizmet alanına katkılarına ilişkin geniş ve uluslaraarsı üne sahip olmasına karşın görüşleri eleştirilerek kabul  görmemiştir.(David Elkind, 2009)

Ericson’un ‘’Psikososyal Kimlik’’(2003) adlı makalesinin amacı, kimlik oluşumunda ailenin, ögretmenin, okulun, sosyal ve fiziki  çevrenin, ve doğuştan gelen bilgilerin etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya göre; bir kimsenin kimliğini tespit etmek istediğimizde, onun isminin ve çevresindeki işgal ettiği mevkinin ne olduğunu sorarız. Kişisel kimlik, böylesi geniş bir anla sahiptir. Oysa sürekli varoluşa ilişkin öznel bir duyguyu ve kapsamlı bir zihni içeren Psikososyal kimlik, öznel-nesnel ve bireysel-sosyal açılardan anlaşılması çok daha zor karakterstiğe sahiptir. Olgunlaşmamış bir psikososyal kimiğin tedrici gelişimi; kişinin gelişimini,  bununla ilişkili olan geleneksel değerleri ve kişinin gelişimine önem veren bir insan topluluğunu gerektirir. Değişimli olarak oynayabilen önemsiz ‘roller’, denklemin sosyal yönü için pek de uygun değildir. Ancak, var olan ve gelişen sosyal düzenin yaşamsal öneme sahip bir yönüne temsil etmek suretiyle, bireysel gelişmenin canlılığını besleyen rollerin hiyerarşik bir bütünlüğü, kimlikleri destekleyebilir.bu nedenle psikososyal kimlik, bireydeki bir iç(ego) sentesizin ve grubundaki bütünleşmiş rolünün tümüne bağlıdır.( Ericson ,2003)

Sonuç ve Yorum

Erikson gelişimin hayatın ilk yıllarında başladığını ve tüm yaşam boyu devam ettiğini  belirtmiştir. İnsan yaşamının bütün dönemleri özel ve önemlidir. Gelişim dönemleri başarılı tamamlanırsa kişiliğe olumlu bir nitelik eklenir fakat olumsuz geçen dönemler ileriki dönemlerinde olumsuz geçeceği anlamına gelmez.Temel ihtiyaçlarını toplumla çatışma halinde düşmeden doyurabilen kimseler psikolojik bakımdan sağlıklı kimselerdir. Sağlıklı insan, benliğini toplumsal otorite içinde eriten, yok eden, topluma pasif uyum gösteren insandan farklı olarak, kendi öz duygu ve ihtiyaçlarını doğrultusunda hareket eden, sahip olduğu gizil güçleri gerçekleştirmeye çalışan, fakat bunu yaparken toplumla ciddi olarak çatışma haline düşmeyen insandır.  Yaşamın ilk yıllarından itibaren başkalarıyla etkileşim içinde olamayan çocuklarda, sağlıklı bir bireyselleşmenin gerçekleşmeyeceği ve çocuğun sosyalleşmesinde kalıtım ve çevre faktörlerinin karşılıklı olarak etkili olduğu ifade edilebilir. Sağlıklı kişilik gelişimi, sosyalleşme süreci ile yakından ilgili olduğu söylenebilir.

Çocukluğun ilk yıllarında düşünce biçimi mantıksal ve dış gerçeğe uyumsal nitelikte değildir. Çocukluğun ilk dönemlerindeki ilkel ve gerçeği tanımayan düşünce biçiminden, zamanla olgunlaşma ve öğrenme ile ayrışarak gelişen bilinçli mantıksal düşünceye yerini bıraktığı için çocuğun bu dönemi kritik dönemdir. Yine çocukluğun ilk yıllarında, çocuk yanlışla doğruyu, iyi ile kötüyü yalnız kendi dürtüsel doyumuna göre değerlendirilir. Kendisini doyuran, rahatlatan şeyler iyi, kendisine acı veren şeyler kötüdür. Zamanla çocuk çevreden gelen iyi-kötü, doğru-yanlış değer yargılarını anlamaya başlar ve davranışların bu değerlere göre düzenledikleri için anne-baba veya diğer önemli kişilerin neyi onaylayıp onaylamadıklarını ve beğenmediklerini ayırt edebildikleri için bu kişilerin tepkilerini doğru ve net olmalıdır. Gelişim dönemlerinde olumsuz dönemler geçirilebilir ama kişi salı verilmemelidir çünkü uygun  çevresel şartlar ortaya çıktığında daha önceki yaşantılara bağlı olmaksızın, sağlıklı dönemler geçirebilir

Kaynakça

Adler, A. (2011).(Çeviren: Hasan İlhan) İnsan Tabiatını tanıma.s.71-93 İstanbul:Sayfa
Atak H. (2011) Kimlik gelişimi ve kimlik biçimlenmesi: kuramsal bir değerlendirme. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar; sayı:3,s:163-213.
Berne L. (1992) , Kişilik Kuramı, s:26 Timaş Yayıncılık
Bildik T, Özbaran B. (2006) Bağlanmanın nörobiyolojisi. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi; sayı:13,s:137-144.
Bilgin N.(2001) İnsan İilişkileri ve Kimlik s:56-57, Sistem Yayıncılık
Cüceloğlu D. (2012)  İnsan ve Davranışları, Remzi Yayınevi
Çevik A. (2007) İçe Alınmış Nesne İlişkileri Kuramı. In Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları. (Eds AS Aysev, Y Taner) s:11-22. İstanbul, Golden Print.
Dal V. (2009) Farklı kişilik özelliklerine sahip bireylerin risk algılarının tüketici davranışı açısından incelenmesi: Üniversite öğrencileri üzerine bir araştırma (Yüksek lisans tezi). Isparta, Süleyman Demirel Üniversitesi.
Elkind D. (Çev:Dönmez,A.) (2009) İnsanda Sekiz Gelişim Evresi, Ericson’un hayatı: ( www.ericsonunhayatı.com (30.04.2013)
Gündüz F. (2007) Okul öncesi çocuklarda dini tasavvurlara psikolojik bir yaklaşım.(Yüksek lisans tezi). Kahramanmaraş, Sütçü İmam Üniversitesi.
İnanç B.Y & Bilgin M. Atıcı M.K, (2004)  Gelişim Psikolojisi ve Çocuk Ergen Gelişimi s:42-43, Nobel Yayın Evi 
Kesebir, S,. Kavzoğlu S, Ö., Üstündağ, M.F. (2011) Bağlanma ve psikopatoloji. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar;s:321-342.
Ömercikoğlu H. (2006) 4-7 Yaş arası çocukların sayı kavramlarının Piaget’in birebir eşleme deneyleri ile incelenmesi (Yüksek lisans tezi). İstanbul, Marmara Üniversitesi.
Özdemir O. Özdemir P. Kodak M. (2012) Kişilik Gelişimi
Öztürk, ZA. (2007) İlköğretim öğrencilerinde (4., 5., 6., 7. ve 8.sınıflar) dindarlık kaygı arasındaki ilişki (Yüksek lisans tezi). Adana, Çukurova üniversitesi,
Sezer Ö.( 2010) Ergenlerin kendilik algılarının anne baba tutumları ve bazı faktörlerle ilişkisi.
Sayıl M.(2007) Erik Erikson: Psikososyal gelişim dönemleri ve kimlik. In Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları (s: 23-37). İstanbul, Golden Print.
Taşkıntuna N, Özçürümez G. (2011) Mükemmeli ararken: bir iç dünya araştırması. Klinik Psikiyatri Dergisi; sayı:14; s:103-114.
Taymur İ., Türkçapar M.H.(2012); Kişilik: tanımı, sınıflaması ve değerlendirmesi. Psikiyatride  Güncel Yaklaşımlar c 4;s:154-177.
Tombs, M. (1997) Kişilik Envanteri s:376-378 Elips Yayıncılık
Zel U.(2001) Kişilik ve Liderlik,s:33-39,Seçkin Yayıncılık
Wortman K. (1988) Kimlik ve Kişilik Oluşumu, s:352 Alfa yayıncılık

* Hasan  Kalyoncu Üniversitesi  Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı narinozbingol@hotmail.com abdullahtolan@gmail.com veyselkahraman693@gmail.com erenkucukcirkin80@gmail.com  sabridemir21@gmail.com

 

Yayınlanması için   Sizden Gelenler  bölümümüze gönderdiğiniz diğer yazılar